Bazen gerçekten kötü durumda olduğum zamanlarda bile içimde tuhaf bir umut kalıyor. Hani şartlara dışarıdan baksan “Burada umut edecek ne var?” dersin. Ben de zaten olan bitenin farkındayım. Yolun zor olduğunu, bazı ihtimallerin pek iç açıcı olmadığını görüyorum. Kendime “Her şey şahane olacak, ben kesin başaracağım” gibi cümleler de kurmuyorum. Öyle bir iyimserliğim yok açıkçası.
Ama içimde bir yer yine de susmuyor.
Sonra arkasından başka bir şey geliyor.
Bir süredir bunu düşünüyorum. Bu nereden geliyor? İnsan bazen gerçekten yorulmuşken, hevesi kırılmışken, hatta önünde düzgün bir çıkış yolu bile göremiyorken neden tamamen bırakmıyor? Neden insanın içinde bir yer hâlâ “Bir daha dene.” diyebiliyor?
Önceleri bunun sadece karakter meselesi olduğunu düşünüyordum. Bazı insanlar böyledir, bazıları değildir diye bakıyordum olaya. Sonra biraz araştırmaya başladım. Meğer psikolojide umut dediğimiz şey, benim kafamdaki kadar basit bir “iyi şeyler olacak” duygusu değilmiş.
Psikolog C. R. Snyder’ın umut üzerine çalışmalarında iki kavram öne çıkıyor. Biri insanın bir hedefe doğru hareket edebileceğine dair içindeki güç, diğeri de o hedefe ulaşmak için yol bulabilme becerisi. Yani sadece “Başaracağım” demek değil mesele. “Buradan çıkmanın başka bir yolu olabilir” diyebilmek de umudun bir parçası.
Bunu okuyunca biraz durdum açıkçası. Çünkü benim hissettiğim şeye çok benziyor.
Ben çoğu zaman sonucun güzel olacağından emin değilim. Hatta bazen ihtimalin gerçekten düşük olduğunu düşünüyorum. Ama düşük ihtimal başka, hiç ihtimal olmaması başka. Galiba benim zihnim de tam burada devreye giriyor.
“Tamam, zor olabilir. Ama sıfır değil.” Bazen insanı ayakta tutan şey gerçekten bundan ibaret olabiliyor.
Umutla iyimserliğin aynı şey olmadığını da araştırırken öğrendim. Ben kendimi öyle her koşulda olumlu düşünen biri olarak görmüyorum zaten. Kötü ihtimali de düşünürüm, hatta bazen gereğinden fazla düşünürüm. Risk varsa görürüm. Bir şey yolunda gitmiyorsa kendimi “Yok canım, gayet güzel gidiyor.” diye kandırmam.
Ama işte buna rağmen içimde “Henüz bitmedi.” diyen bir yer var. Sanırım umut dediğimiz şey biraz da bu.
Gelecekle ilgili yapılan araştırmalarda “optimism bias”, yani iyimserlik yanlılığı diye bir kavram da karşıma çıktı. İnsan beyni geleceği değerlendirirken tam anlamıyla tarafsız bir hesap makinesi gibi çalışmıyor. Bazı durumlarda olumlu ihtimalleri olumsuz ihtimallerden farklı değerlendiriyoruz. Tabii bu herkesin dünyaya pembe gözlüklerle baktığı anlamına gelmiyor. Ruh hâli, yaşananlar, kişinin yapısı… Hepsi değiştiriyor bunu.
Yine de beynimizin geleceğe bakarken sadece “yüzde kaç ihtimal var?” hesabı yapmadığını bilmek bana ilginç geldi.
Dopamin tarafına da baktım. İnternette hemen her şeye bir hormon etiketi yapıştırmayı seviyoruz ya, burada da “umut hormonu dopamindir” diye yazan bir sürü şey var. Ama iş o kadar basit değilmiş. Dopamin; ödül beklentisi, öğrenme, motivasyon ve davranışı sürdürme gibi pek çok süreçte rol oynuyor. Yani bir şeyi henüz elde etmemişken bile onun mümkün olması, bizi harekete geçirebiliyor.
Bunu kendi hayatımda çok net tanıyorum aslında.
Sonuç yok. Garanti yok. Hatta bazen ortada pek iyi bir tablo da yok.
Ama insan yine bilgisayarın başına geçiyor. Bir telefon daha açıyor. Bir şey daha araştırıyor. Olmadıysa başka bir yol deniyor.
Belki de gerçekten sonuca inandığımız için değil. İhtimali tamamen kaybetmediğimiz için.
Araştırırken beni biraz şaşırtan başka bir şey daha oldu. Sadece güzel şeyler hayal etmek her zaman işe yaramıyormuş. Hatta sürekli istediğimiz sonucu düşünüp gerçek engelleri görmezden gelmek bazen insanın çabasını bile azaltabiliyor.
Bu bana çok mantıklı geldi. Çünkü oturup “Her şey güzel olacak.” demenin tek başına bana ne faydası var?
Ama “Ben ne istiyorum, önümdeki engel ne, bugün bunun için ne yapabilirim?” diye sorduğumda iş başka bir yere gidiyor. O zaman umut havada duran güzel bir kelime olmaktan çıkıyor. Bir harekete dönüşüyor.
Ben de galiba son zamanlarda biraz bunu yapmaya çalışıyorum.
Eskiden daha çok “Bunun sonu ne olacak?” diye düşünürdüm. Şimdi bu sorunun çoğu zaman hiçbir işe yaramadığını fark ediyorum. Çünkü sonunu bilmiyorum zaten. Kimse bilmiyor.
Onun yerine “Bugün ne yapabilirim?” sorusu daha iyi geliyor.
Ama bugün atacağım bir adımı bir miktar kontrol edebilirim.
Bir de şu var; galiba insan umudu kendinde biraz geliştirebiliyor. Ama bunu kendini kandırarak yapmıyor. “Ben güçlüyüm, her şeyi başarırım.” diye aynaya bakmakla da olmuyor bence.
Daha çok gerçeği olduğu gibi görüp onun içinde hâlâ hareket edebileceğin küçücük bir alan bulmak gibi.
Bir yol kapanmış olabilir. Tamam.
Peki başka ne deneyebilirim?
Belki de benim içimde yıllardır “sebepsiz umut” diye tarif ettiğim şey aslında o kadar sebepsiz değil.
Geleceğin güzel olacağından emin olduğum için umut etmiyorum.
Başaracağıma dair elimde kesin bir kanıt olduğu için de değil.
Sadece her şeyin henüz bitmediğini düşünüyorum.
Yolun sonu başarılı olur mu?
Bazen insanın bir adım daha atması için bundan fazlasına gerçekten ihtiyacı olmuyor.
Kaynaklar: Snyder ve ark. (1991), Snyder ve ark. (1996), Sharot (2011), Schultz (2016), Wang ve ark. (2021), Alarcon ve ark. (2013).